Category Archives: MERCEK ALTI

MICROSOFT SERTİFİKALIRINIZI KORUYORMUŞ. YA SİZ?

mcp-hero-techspec.jpgBlogumda yeri geldikçe Microsoft ‘un yürüttüğü daha doğrusu yürütemediği sertifikasyon politikasından bahsediyorum. SERTİFİKASYON HASTALIĞI başlığı altında Microsoft ‘un sertifikalarının değerini yitirmeye başladığını ve bunda da soruların BRAINDUMP dediğimiz formatta erişilebilir olmasının etkisinin olduğundan bahsetmiştim. Durum değişmedi hala herkes soruları paylaşıyor hem de yasak olmasına rağmen. (Non-disclosure Agreement gereği yasak)

Şu günlerde ise MSDN bloglarını ve sertifikasyonla ilgili haber gruplarını meşgul eden bir açıklama var. 3 gün önce gerçekleştirilen WebCast ile Microsoft sertifikaları ne şekilde korumaya çalıştığını ve hilekarlar ile nasıl mücadele ettiğini açıkladı. (Soruların habersiz olarak değiştirilmesi , sertifikaların geri alınması vs.) Ciddi manada ses bulan ve belirli bir kesmi memnun eden bu açıklamalar Microsoft ‘a bu konuda kaybettiği prestijin bir kısmını geri kazandıracaktır diye düşünüyorum. (Yazının sonundaki linkten siz de bu sunumu izleyebilirsiniz)

Haberi vererek girişi yaptım. Şimdi de sıra konuyla ilgili kişisel görüşlerimi açıklamaya geldi:

Microsoft ‘un bu çabaları yeterli olur mu? Elbetteki olmaz. Burada iş sertifika sahipleri ve yetkili sınav merkezlerine düşünüyor. Eğer insanlar bindikleri dalı kesmez hatta korurlarsa bu kötü gidişat biraz da olsa düzülebilir. Bindikleri dalı kesmemek konusuna da bir açıklama getireyim:

Öncelikle Yetkinli Sınav Merkezleri bu işten para kazanıyorlar. Hem sınav ücretleri üzerinden kazanıyorlar hem de bu yetkinliğe sahip olmaları tercih edilmelerini sağladığı için dolaylı olarak eğitimler üzerinden para kazanıyorlar. Fakat katıldığım bazı etkinliklerde kahve aralarında öğreniyorumki (hem de oralarda çalışan insanlardan) sınav merkezi olmaktaki amaç bambaşka. (Mesela tüm eğitmenleri sertifka sahibi yapmak gibi ?????)

Bindiği dalı kesen diğer grup ise sertifika sahipleri. Bu kişiler karşılaştıkları illegal durumlara Microsoft ‘a bildirmek yerine göz yumuyorlar yada o işin bir parçası oluyorlar. Soruların açıklanılması hatta ima yolu ile üzerinde tartışılması yasakken “şu konudaki sorular çok zor” gibi açıklamalar havalarda uçuşuyor. Eğer bu sertifikaları emek vererek aldıysanız ve verdiğiniz bu emekle bir fark yaratmak istiyorsanız , emeğinize sahip çıkmanız gerekmez mi?

Bu kişi veya kuruluşlar bindikleri dalı kesmeye devam ederlerse ne olur? Şu an olduğu gibi bu sertifikalar değerlerini yitirmeye devam eder. (Son iki ay içinde gerçekleştirdiğim iş görüşmelerinden sadece birinde sertifika soruldu. Soran şirkette de Mcirosoft Partner olduğu için sordu.) Sertifkalar değerini yitirirse sınav merkezleri ve eğitim kurumları bu işten bekledikleri parayı kazanamazlar . Sertifika sahibi kişiler için de ellerinde belge bir kağıt parçası olarak kalır. Belki bir de hafızalarında sınava hazırlanırken geçirdikleri zamanın hoş hatıraları kalır.

Yukarıda bahsi geçen durumlar sadece Microsoft sertifikaları için değil tüm sertifiklar için geçerli. Sadece Microsoft çok fazla ön planda ve gündemde olduğu için onun üzerinden verdim mesajımı. Umarım bu konudaki pürüzler zamanla giderilir ve hilekarlığı kendilerine ekmek kapısı olarak görenlerin yükselişi de durur.

Şimdilik benden bu kadar. Aşağıdaki linklere bakmak Microsoft sertifikaları hakkında güncel kalmanıza yardımcı olabilir. Sağlıcakla kalın…

CertGuard – Why Certify?
Konuyla ilgili güzel bir blog
Certification Integrity and the NDA Webcast
Konuyla ilgili olarak gerçekleştirilen WebCast
Perps On the Run! (or, Issues in Certification I.P.)

JavaFX GELDİ SIKINTI BİTTİ Mİ?(import javafx.ui.*)

l0_javafx-landing.jpg
Bir süredir blogumda Zengin İnternet Uygulamaları (Rich Internet Application[RIA]) pazarındaki devlerin kapışmasını yazıyorum. Microsoft ‘un WPF ve bunun internet uygulamalarında kullanılabilir versiyonu olan WPF/E teknolojisi hakkında yazdıktan sonra Adobe ‘nin de Apollo ile cevap verdiğininden bahsetmiştim. Sonra WPF/E ad değiştirerek Sliverlight oldu. Kısaca ona da değinmeye çalışmıştım. Bir de bu gelişmelere Mono ekibinin MoonLight projesi eklenmişti. Bu proje sayesinde WPF/E gerçekten (E)verywhere olabilecek demiştik.

Ama hep gözümüz birilerini aradı. Yorumlarda hep kulağını çınlattık kendisinin. JAVA Dünyası peki ne diyecekti. Hep bu soruyu sorduk. JDK 1.6 ile görsellik konusunda yeni yeni toparlanmaya başlayan Java dünyası dolayısıyla SUN tüm bu gelişmelere sessiz mi kalacaktı? Artık bizlerde JAVA işin business kısmında , görsellikten elini ayağını çekti gibi bir izlenim oluşmaya başlamışken JavaFX ile SUN “Ben de buradayım” dedi.

Aslında JavaFX ‘i yazmak için biraz geç kaldım. Çünkü bu teknoloji 7-11 Mayıs 2007 tarihleri arasında San Fransisco ‘da düzenlenen JavaOne konferansında duyurulmuştu. Ama diğerlerini yazıp da JavaFX ‘ten bahsetmemek olmaz diye düşündüm.

JavaFX nedir diye birazcık araştırınca görüyoruz ki Java teknolojisine dayanan ve hayatımızdaki hemen her araçta karşımıza çıkmayı hedefleyen bir teknoloji. JavaFX ailesi bünyesinde JavaFX Script ve JavaFX Mobile gibi iki alt teknolojiyi barındırıyor.

Özellikle JavaFX Mobile ile mobil cihazlar için kaliteli ve görsellik açısından doygun uygulamalar geliştirmek kolaylaşacak gibi görünüyor. Çünkü hem bu uygulamaların yazılması hem de yürütülmesi için gerekli altyapıyı bünyesinde barındırıyor. JavaFX Mobile yürütme ortamı sadece JavaFX Mobile teknoljisiyle yazılmış uygulamaları değil aynı zamanda JavaFX Script içeren uygulamaları da çalıştırabilecek.

JavaFX Script ise JavaFX ailesinin temel taşı. Swing ,Java 2D ve Java 3D uygulamaları JavaFX Script ile daha da güçlenecek. (Sun is not replacing Swing with JavaFX; instead, JavaFX Script makes Swing much easier to use.) JavaFX Script ile gelen event oluşturma ve yürütme konusundaki iyileştirmelerden Swing uygulamaları da faydalanacak ve umuyoruz ki daha performanslı Swing uygulamaları göreceğiz. Şu anda JRE (Java RunTime Enviroment) ile JavaFX Script uygulamalarını masaüstünde çalıştırma imkanına sahibiz.

Öte yandan JavaFX ailesine zamanla farklı üyeler de katılacak. Sanırım SUN bu konuda yatırım yapmaya ve uzun süren uykusundan uyanmaya bu defa gerçekten kararlı. Yazının sonunda JavaFX Script ile hazırlanmış demolara ait linkleri bulabilirsiniz. Önceden gördüğünüz Silverlight veya WPF uygulamalarını aratmayacak kadar güzel örnekler var. Ama bu şekilde bir değerlendirmenin pek de sağlıklı olmayacağını düşünüyorum çünkü söz konusu olan görsellik olunca mutlaka tasarımcının zevki etkili oluyor. O nedenle bir kaç örneğe bakıp da bu teknoloji diğerinden daha iyidir deme şansımız yok.

Görsellik savaşları son sürat sürüyor. Uygulama geliştiriciler ve son kullanıcılar olarak şimdilik önümüze ne sunulacağını beklemekle meşgulüz. Belki de bir süre sonra bu kadar çok görsellik canımızı sıkcak ve gözümüz sadelik aramaya başlayacak. (Bkz )

Umarım SUN performans konusundaki vaatlerini yerine getirerek Microsoft ‘un yaptığı hataya düşmez (WPF uygulamalarının kullandığı sistem kaynağından bahsediyorum) ve JAVA kullanıcılarının görsellik konusundaki sıkıntılarını bitirir.

Hepimiz adına performans ve görselliğin dengede olduğu günler diliyorum. Sağlıcakla kalın…

JavaFX
JavaFX FAQ
JavaFX for Swing Programmers

JavaFX Script JavaFXPad Demo
JavaFX Script Studiomoto Demo
JavaFX Script Tesla Demo
Konu ile ilgili düşündürücü bir yazı

BÜYÜK BALIK ORACLE

Salı günü konuk olarak gittiğim seminer dersinde bir arkadaşımız Symbian OS işletim sistemi için yazılım geliştirmekten bahsetti sunumu sırasında. Burada bahsettiği araçlar arasında mobil uygulama geliştiricileri için çok önemli olan CrossFire ürünü de gündeme geldi. Ben de hazır CETURK ‘te Mayıs ayının konusu mobil uygulamalar diye CrossFire hakkında birşeyler öğrenip forumda yazacaktım. Ama CrossFire ‘ın üretici firması olan AppForge ‘nin sayfasına gitmeye çalışınca ilginç birşeyle karşılaştım.  AppForge ‘un site adresini (appforge.com) yazınca beni Oracle firmasına ait bir sayfaya yönlendirdi. Bu sayfaya da bir açıklama koymuşlardı.

Sayfadaki açıklamada AppForge firmasının bir kısmını bünyelerine kattıklarını ve bunu da mobil uygulara yönelik stratejilerini uygulamak adına yaptıklarını belirtmişlerdi. (This intellectual property extends Oracle’s mobile applications product strategy.)

Çoğumuzun Veritabanı Yönetim Sistemi ve BI (Business Intelligence) çözümleriyle hatta bazen de JAVA platformu için sunduğu araçlarla tanığı Oracle aynı zamanda mobil pazarda da kendine yer bulmayı hedeflemişti.

Artık Oracle bunu huy haline mi getirdi bilemiyorum ama son yıllarda irili ufaklı pek çok iyi yazılım firmasını yada onların ürünlerini bünyesine kattığını biliyorum. Mesela Times Ten In Memory Database ürünü de başka bir firmaya ait fakat kendine rakip görmüş olacakki onu da hemen kendi bünyesine katmıştı.

Bu gibi durumlara artık alıştık desek yeridir. Yaptıkları iyi ürünlerle dikkat çeken yazılım firmalarını hep daha büyük firmalar alıyor. Abode ‘nin Macromedia ‘yı , Microsoft ‘un DevBiz ‘i ,Symantec ‘in PowerQuest ‘i alması gibi… Bunun nedeni zayıf oldukları pazarlarda da söz sahibi olmak ve rekabette geriye düşmemek olabilir yada o ürünü geliştirip daha çok para kazanmak… Bu arada olan küçük balıklara oluyor çünkü onlar eminimki büyük şirktlerin bünyesinde çevikliklerini kaybediyorlar.

Tekrardan Oracle ‘a döncek olursak , mobil pazara ilgi göstermsinin nedenini Microsoft ‘un bu alandaki çalışmalarından çekindiği için diye yorumlayabiliriz. Her ne kadar şirketler dikey pazarlarda iyi ürünler üretmelidirler diye düşünülse de sanırım büyük şirketler için dikey ve yatay kavramı birbirinden pek farklı değil çünkü hemen hemen her alanda var olmak istiyorlar.

Şimdilik benden bu kadar. Büyük balığımız Oracle ‘ın bir sonraki adaımda hangi küçük balığı yutacağını merakla bekliyoruz…

e-KOMEDİ

dctor.jpgTeknolojiyi ucundan yakalayıp devşirmeye çalışan bir ülke olarak e-devlet, e-belediye , e-XXX projelerini birbir hayata geçirmeye çalışıyoruz. Teknoloji yatırımları konusunda özel sektör devletten bir adım daha önde görünüyor. Sanırım bir devletten daha çevik olmalarını , teknolojik geliştirmelere daha hızlı ayak uydurmalarını anlamak hiç de zor değil. Fakat özel sektörde de paranın gücüyle yapılan Teknolojik yatırımlar bazen aşağıdaki gibi komedilere sebep olabiliyor.

İzmir ‘deyken , hazır fırsatını bulmuşken doktora gideyim dedim. İsmi lazım değil özel bir hastanede muayene olmaya karar verdim. Hastaneye gidince muayene olacağım kata çıkıp randevum olduğunu belirttiken sonra çarşaf gibi bir form doldurdum :) Sonra da bekleme salonuna aldılar beni. Bekleme salonuna gelmemle e-KOMEDİ başladı.

Hastanede hoş bir otomasyon oluşturmuşlardı. JAVA ile yazılmış (Bir JAVA uygulamasını nerede olsa tanırım) hastane otomasyonunda herşey gayet güzeldi. Doktor bilgisayarında hastasıyla ilgili bilgilere ulaşabiliyor, istediği tetkikleri girebiliyor ve o gün muayene olacak olan hastaları görüyordu. İşlerin bu şekilde bilgisayar ortamında yürütülmesi elbetteki ciddi manada bir hız artışı sağlıyordu fakat gelin görünkü bu hız artışını kesen ufak bir sorun vardı. Doktor bilgisayarında sıradaki hastayı görünce yanındaki yardımcı hemşireye söylüyordu ve hemşire hanım da ağır aksak bekleme salonuna gelip sıradaki kişinin ismini anons ediyordu. Sonra tekrar hastayla birlikte doktorun yanına gidiyordu? Ya peki sıradaki hasta bekleme salonunda değilse? Hemşire hanım tekrardan doktorun yanına gidip bir sonraki hastanın adını öğrenip tekrar bekleme salonuna gelip o hastayı çağırıyordu. Bu sırada yaşanan vakit kaybını artık siz hesaplayın…

Yukarıdaki hastane olayı yakın zamanda yaşadığım bir e-Rezillik olduğu için onu konu ettim ama e-Komedi ‘nin oyuncu listesi çok uzun. Mesela aynı sorunlar bu seneki IETT seyahat kartlarının dağıtımında da oldu. Sen internet üzerinden başvuru yap sonra git 3 saat sırada bekle. Neye yaradı peki bu teknolojik yatırım. Mesela hastanede bekleme salonuna bir dijital panel yerleştirilip de sıradaki hastanın adı ve gideceği poliklinik o panelde gösterilemez mi? Peki neden yapılmıyor yada yapılamıyor?

Yazılımın maliyeti yanında sanırım bir dijital panonun lafı olmaz yani olay maddi değil. Konu zihniyetle alakalı. Genellikle bu gibi yerlerde teknolojik yatırımların kararını veya onayını teknolojiden anlamayan kişiler veriyor. Önlerine gelen proje biraz ballandırılarak anlatıldı mı tamamdır onlar için herhangi bir fikir belirtip de şunu da şöyle yapalım gibilerinden şeyler söylemezler. Bundan ötürüdür ki e-projelerimiz hep yarı otomatiktir. Araya mutlaka insan fakötür girer ve işleyişi aksatır. Henüz büyük kurumlarda bu kültür oluşmamışken halkımızdan da bu tarz bir gelişmeyi beklemek de abes kaçacaktır diye düşünüyorum.

Öte yandan yazılım projeleri üreten firmaların da işin donanımlarla desteklenmesi konusunda yetersiz kaldıklarını düşünüyorum. Yazılım ve donanım entegrasyonu yetersiz. “Yazılımı yapalım , DBMS yada Application Server tıkır tıkır çalışsın tamamdır” gibi bir zihniyet var ama yazılımın arkasına donanım desteği sağlamak pek akıllarına gelmez. Yazılım metodolojilerine saplanıp kalırken yazılımın amacı olan İNSANA HİZMET unutulabiliyor. Bugünlerde büyük kurumların neden IT alanındaki yatırımlarını kıstığını ve bunun nedenlerini tartışıp duruyoruz. Neden ortada. Yazılımcılar YÖNTEM ve ARAÇLAR meselesine o kadar çok saplanıyorlarki kullanabilirliği ,işe yararlılığı ihmal ediyorlar.

Fırsat buldukça gözüme çarpan diğer e-Komedi örneklerini de blogumda paylaşıyor olacağım. Şimdilik benden bu kadar. Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın…