Koğuş Hali

Herkese Diyarbakır ‘dan Merhaba;kogus

Uzun zamandır blogumda askerlikle ilgili birşeyler paylaşmak istiyordum. Bir blogger askere gidip de orayla ilgili birşeyleri blogunda yazmazsa askerliği sayılmaz benim gözümde. Hem askeriye kadar malzemenin bol olduğu başka bir ortam bulma şansı da yok bloggerların. Her ne kadar kısa dönem olarak askerlik yapsam da askerlikle ilgili göreceğimi gördüm diyebilirim. Bu zaman zarfında hem kendime ufak çaplı bir günlük tuttum hem de içinde bulunduğum koğuş,yemekhane,gazino gibi ortamlardaki gözlemlerimi kısa notlar şeklinde kayıt altına aldım. İlk olarak sizlerle koğuş ortamı ile ilgili aldığım notları paylaşmak istiyorum. Buyurun bakalım:

03.03.2010

Koğuş Hali;

İnsanın hayatta kolay kolay içinde bulunamayacağı ambiyanslardan birine sahiptir koğuş. Kendine has bir kokusu ve aroması vardır. Tarifsiz bir his yaşatır insana kapısından girince.

Koğuşu tarif ederken hem koğuştaki fiziksel nesnelerden hem de koğuştaki asker hallerinden bahsetmek gerekir.

En önemli fiziksel öğesi ranzalardır koğuşun. Karo taşları kullanılarak hizalanmış, koğuşun sonunaa doğru labirent etkisi veren üzerleri açık mavi çarşaflarla kaplı metalik gri, demir ranzalar. Askerin küçük yuvası, kendi özel iki metrekarelik tapulu arsasıdır ranzası. Ranzada her katın kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır.

Alt kattaysan inip çıkma derdin yoktur. Terliklerini yatağa uzandıktan sonra ranzanın altına saklayabilirsin. (Böylece gece ruhani güçler götüremez terliklerini) Ya da gece wc ihtiyacın olursa üşenmeden giderebilirsin. Ayrıca üstteki yatağın altına yazı yazabilir, şafak atabilir ya da önceki tertipler tarafından bırakılan edebi eserleri okuyarak “Allah akıl fikir versin!” diyebilirsin.

Üst katta ise sabah uyku sersemi yatakta doğrulurken güne kafayı ranzayı vurarak başlama gibi bir sıkıntın olmaz. Kimse gün içinde gelip bin bir zahmetle yaptığın yatağının üstüne oturup çarşafını büzüş büzüş edemez.

İnsan ilk günlerde zorlanır ranza kültürüne adapte olurken. Bazen kafasını çarpar üstteki yatağın demirine, bazen ranzadan aşağı yuvarlanmanın eşiğine gelir. Bazen de üstte yatanın yatakta yapacağı haşin bir dönme hamlesi ile uyanır bir gece vakti. Ama bunların hepsi geçicidir. En fazla 10 gün sonra profesyonel ranza kullanıcısı olup çıkarsın. Şartlar insana bunu da öğretir. Yatağın, yorganın ve yastığınla birlikte bir bütün olursun zamanla. Nevresim takımının kokusu kokuna karışır. Her gece o yatağa girip yorganı kafana çekince ciğerine o tanıdık koku dolar.

Koğuştaki ikinci önemli fiziksel öğe dolaplardır. Kapağını her açtığında içini daraltan küçük kutucuklar… Devlet sana yarım metreküplük bir dolap verir ve üstüne de bu dolap içinde traş kutun, kamuflajın, eşofmanların, temiz ve kirli çamaşırların, banyo malzemelerin, havluların ve bot boyanla birlikte dağılmadan yaşamanı emreder. Kamuflaj ve eşofmanlar askıda ve üzerleri elbise kılıfıyla kaplı olmalıdır. Hani normal halde sığdı ya çok yer arttı ya işte devlet artan o çok yeri elbise kılıfıyla iyice kullanır? Traş kutun aradaki rafa yerleşmeli, alt raftaki kirli çamaşır torbasının üstünden sıkıca yakalayıp görünmemesi gereken banyo malzemelerini kamufle etmelidir. Rafın üst tarafında temiz çamaşır torban ve bunun önüne de nizami olarak katlanmış havlun bulunmalıdır. Havlunun kenarları iç tarafa bakmalıdır.

Her sabah kirli çamaşır torbasının arkasını söylene söylene elini daldırırsın dipsiz bir kuyuya sarkıtılan kova gibi. Uykulu uykulu eline gelenleri yoklayarak traş köpüğünü algılamaya çalışırsın. Sonra traş malzemeleri kutunu alıp havlunu da boynuna dolayarak lavabonun yolunu tutarsın traş olmak için. Sonra traş kutunu bırakıp boyanı alarak botluğa gider ve botlarını sıkıca bağlayıp boyanla yalandan botunun burnunu boyayıp güne hazır olursun ve böylece dolapla olan münasebetine akşama kadar ara vermiş olursun. Akşam olunca da seni daraltan kamuflajlarını bir askıya asar temizlik malzemelerini alıp tekrardan lavabonun yolunu tutarsın ve koğuşa geri dönüp dolabına malzemeleri bırakmanla dolapla olan günlük ilişkin tamamlanmış olur.

Koğuştaki diğer fiziksel öğeler ise şunlardır:

Mutlaka bir ayna bulunur ve üzerinde mutlaka “Kıyafetini Düzelt” yazar. Ben henüz kıyafetini düzeltene rastlamadım. Genelde ayna; çarşı günü saç yapmak, cımbızla yüzdeki fazla tüyleri almak için kullanılır.

Sonra bir masa sandalye çifti yer alır. Koğuş nöbetçisi içindir bu. Gece otursun loş ışıkta gazete okusun ya da kafasını koyup uyusun diyedir herhalde?

Koğuşta sağlı sollu kalorifer petekleri uzanır koridor boyunca. Metalik gri boyanmış soğuk görünümlü ama sıcacık yanan dökme demirden yapılma kalorifer petekleri. Sadece sabah saatlerinde boştur üstleri çünkü koğuş görevlisi üzerinde ne var ne yok çöpe atar temizlik yaparken. O nedenle herkes sabahleyin yangından mal kaçırır gibi alır eşyalarını kalorifer peteklerinin üzerinden. Akşam saatlerinde ise mangala atılan sucuklar misali yıkanmış siyah çoraplar dizilir bir bir peteklerin üzerine. Hepsinin kokusu buharı ile birlikte koğuşun havasına karışır.

Koğuşta asıl mevzu asker halleridir. Dışarıdaki hallerinden farklıdır asker çünkü koğuşta yuvasında gibi hisseder kendini. Zihni biraz açılır. Emir veren yoktur. Kendi kendine kalabilir ve kısmen de olsa rahattır. Çoğu terliğini sürüme yöntemiyle ilerler koğuşun içinde. Öncelikle dolap ziyaret edilir. Dolapla alacak verecek bitince yatağa koşulur. Eğer yan tarafta samimi bir arkadaş varsa yorganını yastığını çekiştirmek, üstüne çullanmak gibi yersiz şakalar yapılır. Eğer ışıklar kapalıysa ve kendisi için hayati bir işi varsa gider adam tüm ışıkları yakar. Ona nedir diğer yatanlardan?

Yada birisi pat diye içeri dalıp yüksek sesle aradığı adamın adını, çoğu zaman da lakabını yankılatır koğuş içerisinde. (“Laann oğlum nöbetçi amir çıkış yapacakmış acil araç istiyooo”) Sonra birileri bu gürültü yumağından rahatsız olup bağırmaya başlar, öbürü de cevap verir. Horozlar dikleşir ve sonra kümeslerine girerler. Çok sık rastlanan bir manzaradır bu. Kavga iki tarafında da ebelerinin kulak çınlamalarıyla son bulur.

En garibi de yatağa girerken sevgilisinin koynuna girer gibi askerlerin kibarlaşmasıdır. Genelde eşofman sıyrılır ve içteki yeşil veya siyah-krem rengi karışımı içlikle nazik bir şekilde yorganın altına süzülür asker. Ama içindeki canavar o yorganın altında ortaya çıkar. Hele o askerin uykusu yoksa birden canavarlaşıp sağa sola saldırmaya böğürmeye başlar.

Ama her ne olursa olsun gece yarısı koğuşta herkes bir senfoninin parçası gibi horlayarak uykusuna dalar çünkü askerlik yorucu bir iştir ! Ve sabah da o koğuşta; gecenin hasılatı olan oksijensiz havanın solunmasıyla uyku ve zihin açılarak güne başlanır…

P. Çvş. İbrahim DEMİR

———————————————————————————–

(Bu yazı Windows Live Writer ile bloguma ilk yazı gönderme denemem. Umarım yazım herhangi bir uyumsuzluğa kurban gitmez. )

Leave a Comment


NOTE - You can use these HTML tags and attributes:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>