BEN GEÇERKEN… [A Blog by İBRAHİM DEMİR ]
İBRAHİM DEMİR’ İN RESMİ WEB SİTESİ
İBRAHİM DEMİR’ İN RESMİ WEB SİTESİ
Merhabalar;
Uzun zamandır blogumdaki Konuk Yazar köşesini harektlendirmeyi düşünüyordum ve bu defa kurbanımı yakın çevremden.Hatta yan masadan seçtim. Bu defaki konuk yazarımız ekip arkadaşım Emrah Kocaman. Emrah’ı cuma günü blogum için yazmasını istediğim yazıyı bugün elime ulaştırdığı için ayrıca tebrik ediyorum. Bu kadar hızlı bir geri dönüş beklemiyordum. Ama yazısı tam beklediğim gibi olmuş. Kendisi şu aralar Open-Source ürünlerle çok fazla zaman harcadığı için paylaşım odaklı bir yazı yazması beni hiç şaşırtmadı. Tabi kullandığı ürünlerle ilgili teknik bir yazı da isteyeceğim kendisinden. Lafı daha fazla uzatmadan sizleri nam-ı diyar Commons-Emrah’ın yazısı ile başbaşa bırakıyorum…
—–
Hali hazırda quartz ya da commons-vfs gibi API’lerle oldukça haşır neşir olmuşken içimden bol kod örnekli sayfa sayfa yazı yazmak gelmişti. Ne yazacağımı toparlamaya çalışırken yanlızlıktan mı bilinmez neden Java geliştirici olmayı tercih ettiğimi sorgularken cevabını bulmam çok uzun sürmedi. “Paylaşmayı seviyorum
”
Açık kaynak kodlu dünyanın temel prensibi olduğuna inandığım paylaşım isteği, tabiki insandan insana ve ortamdan ortama farklılıklar gösteriyor.
Bana kalırsa bilişim seköründe iki tip insan var.
1) Hayat boyu öğrenmeyi vazife edinenler
2) Bildiklerim bana yeter diyenler.
İlk grup devamlı araştırma ve öğrenme konumunda olan insanlar. Bildiklerini paylaşmaktan çekinmeyen ve bulundukları her projeye büyük katkılar sağlayan, paylaştıkça parlayan insanlar.
İkinci grubu ise paylaşmayı sevmeyen insanlar oluşturuyor. Bildikleri yıllar öncesine dayanan ve yıllardır kendini tekrar eden insanlar, paylaştıkça birilerinin onlardan daha üstün olabileceği korkusuyla bildiklerini kendine saklarlar.
Bilişim sektörü için konuşacak olursak, hergün gelişen ve değişen yazılım teknolojilerini öğrenmekten başını kaşımaya vakit bulamayan bilişim işçileri bence isteselerde istemeselerde birinci gruba doğrudan dahil oluyorlar (İbrahim’i ve kendimi bu yolda görüyorum
).
İkinci grupta ise artık sadece rutin işleri yapan, sorumlu olduğu katmanı bir milimetre dahi ileri götüremeyen, paylaşmaktan hoşlanmadığı gibi kendisine dışarıdan yöneltilen önerileri hakaret olarak kabul edenler var. Doğruluğu tartışılır elbette fakat benim tespitim insanların tecrübe kazandıkça bu tanıma dahada yaklaştıkları yönünde.
Bu yazıyı okuyan insanların zaten birinci grupta olduğunu varsayarak paylaşmaya, hayat boyu öğrenmeye devam diyorum…
Herkese iyi çalışmalar…
June 14, 2009 - 7:56 pm
Selam Emrah;
Adet olduğu üzere ilk yorumu yine ben yapıyorum. Open Source bir felsefedir klişesine hiç girmeyeceğim ama Open Minded olmayan zihniyetlerin elinde bu ürünler beleş sirke-bal tadı çembrinin ötesine çıkamayıp zamanla o tadı da veremez oluyorlar.
Kolay gelsin…
June 16, 2009 - 9:13 am
Open source’u paylaşma konusunda takdir etmemek mümkün değil. Ancak bir taraftan da bu konuya dair iş modellerinin tartışıulması lazım.
Örneğin
- Atlassian bu konuda bir model oluşturmuş – OpenSource kullanıp satılabilir ürünler oluştur…
- JBoss’ta farklı bir iş modeli oluşturmuş – İyi bir AS yarat ve şirketi bu modeli satabilecek birilerine sat…
- IBM vaktinde Eclipse’i gibi çok değerli bir ürünü open source yaparak community oluşturup endüstriyi yönlendirmek için kullanmıştı…
Farklı modeller var. Ancak günün sonunda hepimiz “şunu başardım” demek istiyoruz ve başarının bir noktada oluşturması gereken bir çıktı var. Bu çıktı dünyaca meşhur olmak ta olabilir, Türkiye’nin bilmem neredeki multinational’a kaptıracağı 20M USD’yi kurtarmak olabilir, Open Source teknolojiler kullanarak 10M USD katma değerli bir ürün yaratmak olabilir, Mezun olduğun okulun öğrencilerince “örnek alınmak” olabilir.
Ancak, Open Source olan her şey değerli olacak diye bir şey yok bence. Ancak değerli olan Open Source projelere de değerlerini vermek en azından öncelikle ahlaki, sonra maddi görevimiz. En nihayetinde iyi sirkeye de iyi paralar veriyoruz.
June 16, 2009 - 5:09 pm
@Mehmet Bey;
Open-Source ‘un da bir iş modeli olması yada olabileceği konusunda hemfikiriz. Yapılan çalışma bir çıktı yada bir değer üretmiyorsa vakit kaybından yada kişisel bir çabadan öteye geçemiyor zaten. Açık kaynak ürünler de etrafından bir iş modeli oluşmadıkça yada belirli bir kesim tarafından sahiplenilmedikçe yok olmaya mahkum oluyorlar.
Bence Open-Source destekçileri bu konuda çok bilinçliler. Varlığını sürdüremeyecek veya umut vaad etmeyen ürünleri zamanla gözden düşürüp, yeniden o anlanda bir ürün oluşması için yer açıyorlar.